top of page
Sandy Beach

Neden psikolojik destek almalıyım? 

Bazen yaşadığımız güçlüklerin nedenlerini biliriz, ancak bu farkındalık tek başına onları değiştirmemize yetmez.
Yaşam boyunca edindiğimiz deneyimler, kurduğumuz ilişkiler ve içinde büyüdüğümüz aile ortamı; kendimizi, başkalarını ve dünyayı algılama biçimimizi şekillendirir. Özellikle çocukluk döneminde yaşanan zorlayıcı deneyimler, karşılanmamış duygusal ihtiyaçlar ve ailemizden öğrendiğimiz ilişki örüntüleri, yetişkin yaşamımızda da etkisini sürdürebilir.
Üstelik bizi etkileyen yalnızca doğrudan yaşadığımız olaylar değildir. Ebeveynlerimizin kendi yaşamlarında deneyimledikleri güçlükler, baş etme biçimleri, korkuları ve duygularını ifade etme yolları da kuşaklar boyunca aktarılan ilişki ve davranış örüntülerinin bir parçası olabilir.
​
Bazen kendimizi benzer ilişkilerin içinde bulur, aynı çatışmaları tekrar tekrar yaşar veya nedenini anlamakta zorlandığımız yoğun duygusal tepkiler veririz. Kimi zaman kaygı, korku, öfke, suçluluk, yetersizlik ve değersizlik duygularıyla mücadele eder; kimi zaman da yaşadığımız psikolojik güçlüklerin etkilerini bedenimizde hissederiz.
Bu tepkilerin nedenlerini anlamak, değişim için önemli bir adımdır. Ancak yalnızca farkında olmak, olumlu düşünmeye çalışmak veya kendimize farklı davranmamız gerektiğini söylemek her zaman yeterli olmayabilir. Çünkü bazı duygusal tepkilerimiz, inançlarımız ve baş etme biçimlerimiz uzun yıllar içerisinde şekillenmiştir.
​
Psikolojik destek, kişinin geçmiş yaşantıları ile bugünkü duygu, düşünce, davranış ve bedensel tepkileri arasındaki ilişkileri anlamasına yardımcı olan profesyonel bir süreçtir.
Güvenli, yargılayıcı olmayan ve iş birliğine dayalı bir uzman-danışan ilişkisi içerisinde kişi; kendisini zorlayan deneyimleri ele alma, tekrar eden örüntülerini fark etme, duygularını düzenleme ve ihtiyaçlarına daha uygun baş etme yolları geliştirme fırsatı bulabilir.
​
Psikolojik destek almak için mutlaka ağır bir ruhsal sorun yaşamak veya yaşamın sürdürülemez hâle gelmesini beklemek gerekmez. Bazen uzun süredir devam eden bir kaygıyı anlamak, bazen ilişkilerimizde tekrar eden sorunları değiştirmek, bazen de kendimizle daha sağlıklı bir ilişki kurabilmek için desteğe ihtiyaç duyabiliriz.
Geçmişte yaşadıklarımızı değiştiremeyiz. Ancak bu yaşantıların bugünümüzü nasıl etkilediğini anlayabilir ve yaşamımızda yeni seçimlere yer açabiliriz.
Psikolojik destek, bu değişim sürecinde kendimize daha yakından bakabilmek ve yeni yollar geliştirebilmek için önemli bir alan sunar.

Psikolojik destek sürecine başlarken...

İlk görüşmede ne sizi ne bekler?

İlk görüşmeye ilişkin merak edilenler, kaygılar ve psikolojik destek sürecinin başlangıcı

 

Daha önce psikolojik destek almamış kişiler için ilk görüşme, pek çok soru işaretini ve belirsizliği beraberinde getirebilir. Bir yandan yaşadıkları güçlüklerle baş edebilmek için profesyonel desteğe ihtiyaç duyduklarını düşünürken, diğer yandan kendilerini nasıl bir sürecin beklediğini bilmemek kaygı yaratabilir.

​

“Uzman bana neler soracak? Duygularımı anlatmak zorunda mıyım? Ya kendimi ifade edemezsem? Çocukluğumdan bahsetmem gerekecek mi? Anlattıklarım yargılanır mı? Yaşadığım travmatik olayların ayrıntılarını paylaşmak istemezsem ne olacak?”

Bu ve benzeri sorular, psikolojik destek almaya başlamayı düşünen pek çok kişinin zihnini meşgul eder. Hatta bazen bu belirsizlik, kişinin ihtiyaç duyduğu desteği almayı ertelemesine neden olabilir.

​

Oysa ilk görüşmenin amacı, kişiyi zorlayıcı anılarla yüzleştirmek veya henüz paylaşmaya hazır olmadığı konuları konuşmaya yönlendirmek değildir.

​

İlk Görüşmenin Önceliği: Güvenli Bir İlişki Kurmak

Psikolojik destek sürecinin nasıl başladığı, uzmanın çalışma yaklaşımına ve danışanın ihtiyaçlarına göre farklılık gösterebilir. Bununla birlikte ilk görüşmelerin en önemli amaçlarından biri, danışanın kendisini rahatça ifade edebileceği, yargılanmadan dinlendiğini ve anlaşıldığını hissedebileceği güvenli bir çalışma ilişkisi oluşturmaktır.

​

İlk görüşmelerde danışanın yaşadığı güçlükler, bu güçlüklerin günlük yaşamına etkileri ve psikolojik destek sürecinden beklentileri üzerine konuşulabilir.

​

Ancak her danışanın ihtiyacı ve kendisini ifade etme biçimi farklıdır. Bazı kişiler yaşadıkları sorunları ayrıntılı biçimde anlatmaya hazırken, bazıları nereden başlayacağını bilemeyebilir.

​

Bu nedenle ilk görüşme, yalnızca bilgi toplamak için gerçekleştirilen bir değerlendirme değildir. Aynı zamanda danışanın ihtiyaçlarının anlaşılmaya başlandığı ve karşılıklı güven ilişkisinin temellerinin atıldığı bir süreçtir.

​

Her Şeyi İlk Görüşmede Anlatmak Zorunda mıyım?

Hayır. Psikolojik destek almak, kişinin bütün yaşam öyküsünü veya yaşadığı zorlayıcı deneyimlerin ayrıntılarını ilk görüşmede anlatmak zorunda olduğu anlamına gelmez.

​

İlk görüşmelerde kişinin geçmiş yaşantıları, aile ilişkileri, çocukluk deneyimleri ve bugün karşılaştığı güçlükler hakkında bilgi alınabilir. Gerekli görüldüğünde çeşitli değerlendirme araçlarından da yararlanılabilir.

​

Ancak geçmiş yaşantıların bütün ayrıntılarıyla ele alınması her zaman gerekli değildir. Özellikle travmatik deneyimlerle çalışırken kişinin kendisini güvende hissetmesi, duygusal olarak hazır olması ve sürecin uygun bir hızda ilerlemesi önemlidir.

​

Danışan, paylaşmak istemediği veya henüz konuşmaya hazır olmadığı konuları ifade edebilir. Uzmanın sorumluluğu, bu sınırları gözeterek sürecin amacını ve gerekli değerlendirmelerin nedenlerini açıklamak, danışanla iş birliği içerisinde ilerlemektir.

​

Ya Kendimi İfade Edemezsem?

Bazı insanlar için duygularını, düşüncelerini ve yaşadıkları sorunları anlatmak oldukça kolaydır. Bazıları içinse ne hissettiklerini anlamak veya bunları kelimelere dökmek zor olabilir.

​

Hatta kişi zaman zaman ne söylemek istediğini bilemeyebilir, konuşurken duraksayabilir veya sessiz kalmaya ihtiyaç duyabilir.

Bunların hiçbiri psikolojik destek sürecinin önünde bir engel değildir.

​

Uzman, danışanın kendisini ifade etmesini kolaylaştıracak sorular sorabilir, söylediklerini anlamlandırmasına yardımcı olabilir ve duygularını fark etmesini destekleyebilir.

​

Bazı danışanlar için güven ilişkisinin oluşması daha fazla zaman alabilir. Bu nedenle psikolojik destek sürecinde herkesin aynı hızda ilerlemesi beklenmez.

​

Önemli olan her şeyi doğru kelimelerle anlatabilmek değil, kişinin kendi deneyimini güvenli bir ilişki içerisinde, kendisine uygun bir hızda keşfedebilmesidir.

​

İlk Görüşmeden Neler Beklemeliyim?

İlk görüşme, kişinin yaşadığı güçlüklerin anlaşılması ve psikolojik destek sürecinin nasıl ilerleyebileceğinin değerlendirilmesi açısından önemli bir başlangıçtır.

​

Bu görüşmede danışanın ihtiyaçları, beklentileri ve üzerinde çalışmak istediği konular ele alınabilir. Uzman, kendi çalışma yaklaşımı hakkında bilgi verebilir ve sürecin olası hedefleri üzerine danışanla birlikte düşünebilir.

​

Bununla birlikte, uzun süredir devam eden sorunların tek bir görüşmenin ardından çözülmesini beklemek gerçekçi olmayabilir.

Bazen yaşadıklarını anlatmak, dikkatle dinlenmek ve anlaşıldığını hissetmek kişide belirgin bir rahatlama sağlayabilir. Ancak psikolojik değişim, çoğu zaman yalnızca konuşup rahatlamaktan daha kapsamlı bir süreçtir.

​

Uzun yıllar içerisinde gelişen düşünce ve davranış örüntülerini değiştirmek, duygusal tepkileri anlamak ve yeni baş etme becerileri geliştirmek zaman ve emek gerektirebilir.

​

Bu süreçte uzman ve danışan arasında kurulan iş birliği, hedeflerin birlikte belirlenmesi ve çalışmanın kişinin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi önem taşır.

​

Psikolojik Destek Sürecine Başlamak

Psikolojik destek almaya karar vermek, kişinin yaşamında değiştirmek veya daha iyi anlamak istediği alanlara yönelmesi açısından önemli bir adım olabilir.

​

İlk görüşmeye bütün sorularınızın yanıtlarını bulmuş, ne anlatacağınızı planlamış veya kendinizi ifade etmeye tamamen hazır hissederek gelmeniz gerekmez.

​

Bazen ilk adım, yalnızca nereden başlayacağınızı bilmediğinizi söylemek olabilir.

​

Psikolojik destek süreci, tam da bu belirsizlikleri birlikte anlamlandırabileceğiniz, kendinize ve yaşadıklarınıza daha yakından bakabileceğiniz bir alan sunar.

Psikoterapi ile ilgili doğru bilinen yanlışlar

Mitler ve Gerçekler

Mit: Terapi sadece "çok ciddi" sorunları olan insanlar içindir.

Gerçek: Terapi sadece "çok ciddi" sorunları olan insanlar için değildir.  Günlük işlevselliği oldukça yerinde olan ancak yine de terapi alan ve terapiden fayda gören insanlar da var. Çünkü; daha iyi bir hayat istemekte utanılacak bir şey yok.

Mit: Yakın arkadaşlarıyla sorunları hakkında konuşabilen insanların terapiye gitmesine gerek yoktur.

Gerçek: Bazı insanlar sorunları hakkında  yakın arkadaşlarıyla konuşabilmelerine rağmen terapiye ihtiyaç duyabilirler. Arkadaşlar ve aile gibi sosyal destekler terapi sürecinde danışanları güçlendirmek adına kullanılacak en önemli kaynaklardan biri olsa da; objektif, etik, eğitimli ve profesyonel bir terapist yaklaşımının yerini tutamaz. Ayrıca arkadaşlarla yapılan görüşmelerde sorunlarınızın kökenini oluşturan yaşantılar ve onlar ile ilgili düşünce, duygu, duyum ve davranış kalıplarınız bilinçli ya da bilinç altı süreçler ile sansürlenir. Sansürlenmediği durumlarda ise, arkadaşlarınız psikolog olsalar dahi, sizin terapistiniz olmadıkları için gerekli profesyonel müdahaleleri yapamazlar. Bu nedenle de  arkadaş paylaşımlarında anlık rahatlamalar dışında genellikle kalıcı iyileşmeden söz edemeyiz.

Mit: Birinin terapi alması onun güçsüz olduğunu gösterir.

Gerçek: Birinin terapi alması onun sorunlarıyla baş edemediğini ve güçsüz olduğunu göstermez. Terapi alan insanların çoğu terapiye başlamadan önce de sorunlarıyla baş edebiliyorlardı. Ancak bazen sorunla baş etme yöntemleri de sorun haline dönüşebiliyor ve bir noktadan sonra objektif bir yaklaşım ile yeni ve işlevsel baş etme yöntemleri geliştirmek hayat kalitesini arttırıyor. Ayrıca şunu da unutmamak gerekiyor. Kimse bilmediği ya da geliştirmek istediği bir konu ile ilgili kursa gittiğinde zayıf olarak nitelendirilmiyor. Benzer şekilde hastayken doktora gittiğimizde kimse bunu baş edememezlik ve güçsüzlük olarak görmüyor. Ruh sağlığı için de aynı durum geçerli. Değişmeyi, iyileşmeyi istemek ve bunun için harekete geçmek atılabilecek en güçlü adımlardan biridir.

Mit: Geçmişle ilgili  yapılabilecek hiçbir şey yok

​

Gerçek:  Geçmiş yaşantıların değiştirilemeyeceği bir gerçek. Ancak geçmiş yaşantıların zihnimizde ve bedenimizde nasıl kodlandığını ve onların bizde yarattığı hisleri değiştirmemiz mümkün. Şimdiye ya da geleceğe ne kadar odaklanmaya çalışırsak çalışalım geçmişin izleri tüm hayatımızı, aldığımız kararları, olaylar karşısındaki "bilinçli" ya da refleksif tepkilerimizi etkiliyor. Danışanlar terapi sürecinde geçmişte  yara aldıkları zamanlardaki duygu, düşünce ve duyumlarını fark ederek yeniden inşa etme ve anlamlandırma sürecine girerler ve o yaşantılar artık sıradan birer anıya dönüşerek onları etkilememeye başlar. 

Mit: Terapi acı verici sorunları daha da kötü yapar.

Gerçek: Evet, terapide bazen geçmişe gideceksiniz ve hiç hatırlamadığınız ya da hatırlamak istemediğiniz negatif yaşantıları hatırlamaya başalayacaksınız.  Bu nedenle, bazen terapi seanslarından çıktığınızsa kendinizi, şaşkın, çökkün ya da yorgun hissedebilirsiniz. Bu kulağa çok ürkütücü ve saçma gelebilir. "İyi hissetmeye gittiğim bir yerden neden kötü hissederek çıkıyorum?" diye düşünebilirsiniz. Ama endişelenmeyin. İyi terapistler danışanlarına acı verici deneyimler ile baş edebilmelerine yardımcı olacak yöntem ve teknikler öğretecek ve destek olacaklardır. Uzun vadeli iyileşmeler için kısa süreli rahatsızlıklarla yüzleşmek gereklidir. Tıpkı bir bahar temizliği gibi. Terapide kıyıda köşede kalmış, eskimiş, kirlenmiş ne varsa bulup, bazen temizleyip yeniden kullanmayı bazen de tamamen kurtulmayı deneyimleriz. Temizliğin bir aşamasında ortalıktaki dağınıklık çok sinir bozucu olabilir. Ama biraz sabredip çalıştıktan sonra ortaya çıkan yeni görüntü size çok daha iyi gelecektir.  

Mit: "Ben böyleyim değişemem."

Bu ifade insanların asla değişemeyecekleri varsayımının yansımasıdır. Ancak, basitçe etrafınıza baktığınızda bunun doğru olmadığını fark edebilirsiniz. İnsanlar her an değişir; çünkü herşey, her an değişime uğrar ve bizler ona adapte olmaya çalışırız.  Bunu da kendimizi değiştirerek yaparız. Terapide amaç hiçbir zaman karakteri tamamen değiştirmek değildir. Karekterin kendini ortaya koyuş şekillerinde danışanı rahatsız eden şeyleri değiştirmektir. Örneğin; içedönük mizaçlı birinin karakterini tamamen değiştimeye çalışmak gereksiz ve imkansızdır. Fakat içedönük yapıdaki biri bir yandan kitabıyla baş başa kalıp yalnız vakit geçirmekten hoşlanmaya devam ederken,  istediği zamanlarda rahatça başkalarıyla sosyalleşebilme becerilerine de sahip olabilir. 

​

Mit: Terapi işe yaramıyor.

Gerçek: Terapi işe yarıyor. Bilimsel çalışmalar tutarlı bir şekilde terapinin kaygı, depresyon, OKB, fobi, panik bozukluk, öfke, dürtü kontrol ve konsantrasyon sorunları, gibi alanlarda en az ilaç teravisi kadar -hatta bazı durumlarda ilaç tedavisinden çok daha fazla-  işe yaradığını ortaya koyuyor.
Terapi ne zaman işe yaramaz? Eğer haftalık seanslarınıza düzenli olarak devam etmezseniz, eğer seanslar arasında önerilen görevleri yerine getirmezseniz, eğer terapistinize açık ve dürüst bir şekilde bilgi vermezseniz, eğer değişmek için hazır ve kararlı değilseniz ve başkalarının zoruyla terapiye gidiyorsanız iyileşme süreciniz beklenenden uzun sürer. Danışanlar bu durumu terapinin işe yaramaması şeklinde tanımlarlar.

Desert

Korku zihin katilidir. Korkumla yüzleşeceğim ve onun içimden, üzerimden geçmesine izin vereceğim. Ve beni geçtiği zaman dönüp korkumun yoluna bakacağım. Korkunun geçip gittiği yerde hiçbir şey kalmayacaktır. Sadece BEN kalacağım.

Kumul (Dune), Frank Herbert

bottom of page